Kızıl Ordu’dan çıkan Kürt yazar: Erebê Şemo – Kavel Alpaslan

Modern Kürt edebiyatının en önemli temsilcilerinden biri Erebê Şemo’dur. İlk Kürtçe romanın da yazarı ‘Bolşevik’ Erebe Şemo’nun Kars’ın köylerinden, Kızıl Ordu cephelerine, sürgünden akademiye uzanan hayatı…

Kürt edebiyatı denildiğinde kuşkusuz, İran, Suriye, Irak ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Kürt edebiyatçıların eserleri akıllara geliyor. Ancak modern Kürt edebiyatının temellerini atanlardan Erebê Şemo (Arab Şamoeviç Şamilov), Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bu dört bölgedeki Kürtlerden değil. Kürtçe alfabe, Kürtçe gazete ve ilk Kürtçe roman gibi Kürt edebiyatına katkıları olan Sovyetler Birliği vatandaşı Şemo’nun Ekim Devrimi mücadelelerinden sürgünlere uzanan oldukça dikkat çekici bir hayatı var.

Şemo’nun hikayesi o dönem Çarlık Rusyası sınırları içinde bulunan Kars Oblastı’nda (eyaletinde) başlıyor. 1897 yılında bugün Kars’ın bir ilçesi olan Susuz’da doğan Şemo, henüz çok genç yaşlarda sosyalizmle tanıştı. Erzurum’da demiryolu işçisi olarak çalıştığı sıralarda buradaki Bolşeviklerle tanışmasıyla başlayan mücadelesi hayatı boyunca devam edecekti.

PARTİYLE TANIŞMA VE KIZIL ORDU

I. Dünya Savaşı yıllarında Erzurum-Kars, Çarlık Rusyasına karşı mücadele eden Bolşeviklerin ordu örgütlenmesi bulunan önemli merkezlerdi. Bu yıllarda siperlerde, fabrikalarda, sokaklarda ve köy meydanlarında, Bolşeviklerin ajitasyonları yankılanıyordu. Şemo da bu ‘hitabeti güçlü’ Bolşevik askerlere katılır ve Çar II. Nikola aleyhinde benzeri bir konuşma yapar. Bunun üzerine 1916’da tutuklanıp Sarıkamış Cezaevi’ne gönderilir.

Çıktığında Şemo, soluğu köyünde alır. Bolşeviklerin görevlendirmesiyle köylüler arasında parti çalışması yapmaya başlar. 1917 Ekim Devrimi’nden kısa bir süre önce Kuzey Kafkasya’daki Stravopol kentine geçer. Ardından Bolşeviklerin Petrograd’daki Kışlık Saray’ı basmasıyla birlikte başlayan iç savaşta yerini alır. Yakın çevresinden Emerîkê Serdar’a göre Şemo, Kızıl Ordu’ya Fêrîk Egît Polatbekov’dan sonra katılan ikinci Kürt’dür.

CEPHEDEN AKADEMİYE

Ekim Devrimi’nin ardından iç savaşta Beyaz Ordu’nun yenilgiye uğratılmasıyla birlikte Şemo, Moskova’da doğu dilleri üzerine çalışmalar yapan Lazaryan Ensititüsü’ne kaydolur. Şemo için bir tesadüf değildir Lazaryan’a kaydolmak. Yaşadığı topraklarda konuşulan Kürtçe, Türkçe, Gürcüce, Azerice, Rusça ve Ermeniceyi anadili gibi konuşup yazabilmektedir. Osmanlıca da bilir… Çarlık devam ediyor olsa basit bir köylü olarak Lazaryan’da okuyacak maddi gücü asla bulamayacak Şemo’nun dil ve edebiyat konusundaki yeteneği burada ortaya çıkar.

Köyü artık Türkiye sınırları içinde olan Şemo, eğitimini bitirdikten sonra Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ESSC) Komünist Partisi’nde siyasi çalışmalar yürütmek ve bölgede yaşayan Kürtler için dil ve kültür çalışmaları yapmak üzere Erivan’a döner. Süryani Isak Marogulov’la birlikte latin alfabesini temel alarak -daha sonraları ikisinin adıyla anılan- Kürtçe alfabeyi üretir. Bu alfabeyle Ermenistan Komünist Partisi’nin Kürtçe yayını olan Riya Teze gazetesi basılır. Şemo, bu gazetenin basımında aktif rol oynar.

ŞEMO’NUN HİKAYESİ: İLK KÜRTÇE ROMAN

Ermenistan’da Kürt dili üzerine çeşitli çalışmalar yapan Şemo, ünlü romanı Kürt Çoban’ı (Şivanê Kurmancan) kaleme alır. Roman Kürtçe yazıldıktan sonra Rusçaya, ardından Türkçe ve Fransızcaya çevrilir. Erivan’ı ziyaretinde bu kitabı okuyan ünlü Sovyet yazar Maksim Gorki kitap hakkında “Kürt halkı, kendi yazarı Erebê Şamilov’un (Şemo’nun) diliyle konuşuyor” yorumunda bulunur. Kürt edebiyatçı Şeyhmus Diken bu yorum hakkında, “Bakın bu, bir yazara, yine büyük bir yazarın verdiği koca bir değerdir. Gorki, ‘Erebê Şemo Kürt Halkının diliyle konuşuyor ya da yazıyor’ demiyor. ‘Kürt halkı Şemo’nun diliyle konuşuyor’ diyor” değerlendirmesini yapıyor.

Kürt Çoban kitabının Kürt edebiyatındaki yerine dair Mehmed Uzun da, “Yazarın ilk yapıtı özelliği taşıyan bu roman çoğunlukla yazarın başından geçenlere, çocukluk ve gençlik yıllarına, göçmen Kürtlerin Kafkasya’daki yaşantılarına odaklanır. ‘Şivanê Kurd, tümüyle yazarın yaşam öyküsüdür’ diyen Eskerê Boyîk, romanın zengin ve temiz bir Kürtçe ile yazıldığını, sohbet dilini esas aldığını belirtiyor” diyor.