Çernobil dizisinde gösterilmeyen kahramanlar: Kübalı doktorlar! – Kavel Alpaslan

Çernobil yüzünden yardım edilmesi gereken 100 bine yakın çocuk olduğunu duyan Castro şaşırdı. Sonra konsolosuna şunları söyleyecekti: Oradaki ailelere söyle, çocuklarının onurlu ve güvenli bir gelecekte yaşamlarını sürdürmeleri için, onları kurtarmak için dünyadaki her imkanı yaratacağız…

‘Chernobyl’ dizisi hakkında yeterince söz söylendi. Kimileri bu korkunç felaketin sorumlusu olarak Sovyetler’den ziyade doğrudan ‘sosyalizmi’ göstermeye hevesli yazılar kaleme aldı. Kimileriyse dizideki anti-propaganda unsurlarına dikkat çekti. Bir yandan bu tartışmalar devam ededursun, biz felaketin pek konuşulmayan bir yanını ele alalım: Küba’nın Çernobil’deki rolü! Belki henüz HBO tarafından dizisi/filmi yapılmadığı için hesaba katılmayan Küba, Çernobil nükleer felaketinden etkilenen yaklaşık 26 bin çocuğun tedavisi için sorumluluk alır, hamile anneler yeni doğan çocuklarına kendilerini ya da çocuklarını tedavi eden Kübalı doktorların isimlerini verir ve Küba, büyük bir özenle Çernobil çocuklarını tedavi etmeye devam eder. Üstelik 1990 yılından bu yana başlatılan program kapsamında bu küçük ‘sosyalist ada’nın yaptığı sadece tıbbi harcamalar, 330 milyon doların üzerindedir…

Şimdi biraz geçmişe gidelim. Özellikle Sovyetler yıkıldıktan sonra bölgedeki çoğu insan, çocuklarının iyileşme ihtimali için ne tıbbi olanak bulabilir ne de büyük operasyonlara yetecek para. ‘Dünyanın sonu’ gelip çatmıştır ve artık hastalığın sebebi ne olursa olsa olsun insan -hatta çocuk- hayatı da parayla ölçülebilir bir hal almıştır. Dünyaya karanlık bir perde inerken kendi içindeki krizlere bakmaksızın Küba’nın giriştiği bu çaba, binlerce çocuğu hayata bağlayacaktır. Diğer taraftan masrafların büyüklüğü, yapılan fedakarlıklar, harcanan emekler bu çocukların hayatıyla kıyaslanabilir mi? Başka hiçbir ülkenin bu denli büyük bir yardım kampanyası için kolları sıvamadığı programın hangi zor koşullar altında gerçekleştirildiğinden ve içeriğinden bahsedeceğiz, söze nasıl başlatıldığından bahsederek başlayalım.

Yeni konsolos gelince…

Çernobil felaketinden birkaç yıl sonra Sergio Lopez Briel, Küba tarafından Ukrayna SSC Konsolosu olarak görevlendirilir. Briel, 1989 kışında bu makama gelir gelmez Ukrayna Komsomolu’nun (gençlik örgütü) birinci sekreteriyle görüşür: Bölgedeki gençlerin ve çocukların sağlığında ciddi sorunlar olduğu konusunda bilgilendirilir. Komsomol sekreteri son olarak durumun ciddiyetinin fark edilerek Küba’nın bir şekilde yardım eli uzatmasını rica eder. Konsolosun ülkesini bilgilendirmesinin ardından geçen birkaç günün ardından Küba liderliğinden Briel’e yanıt gelir. Çocuk hastalıkları alanında uzmanlaşmış ülkedeki en kıdemli üç doktorun her an Ukrayna’ya seyahat etmeye hazır olduğu bildirilir. Gerçekten hemen gelip onlarca yerleşimi gezen doktorların bölgedeki incelemelerinden sonra Küba, çocukların bölgeden uzakta tedavi edilmesini önerir. İşin ilginç yanı Küba’ya gidecek ilk kafile için Ukrayna’nın uçak vermeyi garanti edememesidir (Bu durum daha sonra değişecektir). Hal böyle olunca tedavi için beklemekte olan çocukların taşınması için gerekli 2 uçağı Havana yönetimi gönderir. Durumu oldukça kritik 139 çocuk, böylece Küba’ya gönderilir ve ilk ‘Çernobil çocuklarının’ tedavi programı böylece başlar.

Ancak saatler sürecek yolculuk kolay geçmez. Çocuklardan birisi kalkışın hemen öncesinde şok geçirir ve doktorlar ancak belli bir süreden sonra şokun etkisini yatıştırmayı başarabilir. Böylesi zorlu bir yolculuğun ardından uçak Havana’ya indiğinde Ukrayna’dan gelen kafile için büyük bir sürpriz yaşar. Havalanında inecek yolcuları bizzat Fidel Castro beklemektedir! Ukraynalı çocuklar ve aileleri kadar uçağın içindeki Kübalı kafilenin de bu durumdan haberi yoktur. Castro, iki elini arkasında birleştirmiş gecenin o çok geç saatinde uçağın merdivenlerinde durmaktadır. Küba toprağına ayak basan her çocuğun teker teker elini sıkar, bu uzak ülkede yaşayabilecekleri tedirginliği gidermek için kendine has üslubuyla çocuklara gecenin o saatinde küçük şakalar yapmaya çalışır.

‘Dünyadaki her imkanı nasıl yaratacağımızı anlat’

Daha sonra ilk kafilenin Ukraynalı yetkilileriyle Castro arasında bir diyalog yaşanır. Castro, bölgede tıbbi yardım ihtiyacı olan kaç çocuk olduğunu sorduğunda ‘100 bin’ yanıtını alır. Küba lideri şaşkınlığını gizleyemese de hatırı sayılır sayıda çocuğun tedavi sorumluluğunu üstleneceklerini teyit eder. Küba’nın 1990’dan bu yana 25 bini aşkın insanı tedavi ettiğini düşünürsek Castro’nun bu sözüne sadık kaldığını söyleyebiliriz. Kimilerinin aklına Kübalı liderin karşılama seramonisinin ya da ailelerle kurduğu iletişimin ‘bir reklam’ olabileceği gelebilir. Doğruya doğru, insan burjuva politikacılara, bürokratlara alıştı mı ister istemez ‘liderler’in yaptığı her hareketi samimiyet süzgecinden geçirmek istiyor. Bu nedenle karşılamanın ardından kameraların olmadığı bir anda Briel ile Castro arasında geçen özel bir konuşmaya da değinelim.

Kübalı konsolos, çocuklar havaalanından hastaneye götürülürken Castro’nun, başta Briel’in kendisi olmak üzere ‘kimsenin basın önüne çıkmaması’ yönünde direktif verdiğini anımsıyor. Castro, yaptıklarının kardeş bir halka karşı temel bir görev olduğunu, amaçlarının reklam ya da medyanın -özellikle uluslararası medyanın- karşısına çıkmak olmadığını hatırlatır. Sohbetin devamı da oldukça ilginçtir. Castro, Briel’e Havana’da kaç gün kalmayı planladığını sorar. Ülkesine gelmişken ailesini ve yakınlarını görmek istediği için 5-6 gün yanıtını veren Konsolos, Küba liderinden ‘derhal Ukrayna’ya dönmesi gerektiği’ yanıtını alır. Castro şöyle der: “Oradaki ailelerle buluş ve onlara şunları söyle: Çocukları kimlerin elinde? Biz onlar için neler yapıyoruz? Küba’daki imkanlarımız nasıl? Ve bizim, çocuklarının onurlu ve güvenli bir gelecekte yaşamlarını sürdürmeleri için, onları kurtarmak için dünyadaki her imkanı nasıl yaratacağımızı anlat.”

Castro’nun beden dili ve şefkat

Kısa bir zaman sonra yeni bir kafile Havana’ya iner. Castro yine uçak merdivenlerinin başındadır. Her bir çocuğu yine teker teker kucağna alarak uçaktan indirir. Ardından Ukraynalı kafilenin sorumluları Castro’ya ‘bunun sadece tıbbi bir yardım değil; aynı zamanda halkları için bir moral yardımı olduğunu’ söyleyerek teşekkürlerini belirtir. Sözlerini bitirir bitirmez sorumlunun gözleri dolar ve bu noktada Castro da duygulanır ve samimi bir şekilde sarılır. Castro’nun dünya tarihinde ‘efsane’ olarak anılmasının tek nedeni Küba Devrimi’ndeki başarısı değil, aynı zamanda karakteri, inanılmaz iletişim yeteneği, hitabeti ve samimiyetidir. Onun bu yönüne hakim olanlar, görüntülerdeki samimi tavrının bürokrat politikacılardan ne kadar farklı olduğunu da fark edeceklerdir.

Castro’nun her bir çocuğa dokunuşu, hatta kendisine çocuksu armağanlar sunanları öpmesi aynı zamanda bir güven işaretidir. Uzaklardan ülkelerine gelen bu çocuklara dokunarak verdiği mesaj aynı zamanda onların ‘radyasyondan etkilenmiş hastalar’ olarak algılanmaması isteğinin göstergesidir. Böylesi kaba ve sığ görüşe karşın aslında bu çocukların tıbbi ihtiyaç kadar, şefkate ve morale ihtiyacı olduğunun beden diliyle ifadesidir.

En kapsamlı yardımı yapan ülke

Küba’ya bu ilk uçakların ardından çok kısa süre içinde binlerce çocuk geldi. Peki programın detayları nelerdi?

Küba’ya adım atan binlerce çocuk, Havana yakınlarındaki Tarara sağlık ve rehabilitasyon merkezinde kalır. Burası dünyanın en büyük rehabilitasyon merkezlerin biridir. Devlet, iki hastane, bir diş kliniği, yemekhane, tiyatro, okul ve plajın olduğu bu merkezin kapılarını Çernobil çocuklarına açar. Küba, bu denli kapsamlı ve uzun erimli bir yardım programını çocuklar üzerine geliştiren tek ülke. On yıldan daha fazla devam eden böylesi geniş çaplı sağlık programlarına dünyada neredeyse hiç rastlanmıyor. Öyle ki bugün hâlâ radyasyondan etkilenip Küba’da tedavi gören çocuklar bulunuyor. Kübalı sağlık bakanlığı yetkilileri, böylesi büyük bir tedavi programına gösterdikleri özeni üç açıdan ele alıyor: Hastaların çocuk oluşu, kazanın büyüklüğü ve doğurduğu sonuçların sürekliliği…

Çocukların 1415’i tamamiyle sağlığına kavuşur. Programın ilk 5 yılında binden fazla çocuk tedavi edilir. Çalışma onlarca psikolog, çocuk sağlık uzmanı ve eğitmen tarafından yürütülür. Normalde düşük ya da orta gelirli bir ailenin asla karşılayamayacağı saatlerce süren ameliyatlar kadar spordan sosyal etkinliklere ‘tedavinin’ pek çok aşaması özellikle de psikolojik boyutu gözetilir. Çocukların kendilerini karantina altında hissetmemeleri için şenlikler, müze, tiyatro ya da doğa gezileri çoğu zaman Kübalı akranlarıyla ortaklaşa yapılır.

 ‘En soylu davranış: Paylaşmak’

Konumuzun Küba devlet yetkililerinin ve doktorlarının Çernobil’den etkilenen binlerce çocuk hastayı tedavi etmek için yaptıkları ancak Kübalıların da hakkını yememek gerekiyor. Pek çok aile ameliyata alınan çocukları için gerekli olan kan naklinin Kübalı gönüllüler tarafından yapıldığını ve bunun kendileri için çok duygulandırıcı bir fedakarlık olduğunu belirtiyor. Tam da bu noktada yaşanan zorluklara değinerek ‘Tarara Programı’nın neden büyük bir dayanışma örneği olduğunun altını çizmek gerekiyor.

Küba tüm bunları ne zaman yaptı? Programın başladığı yıllarda dünya nasıl bir yerdi? Hatırlayalım… 1990’ların başı, Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra tüm dünya için neoliberal zafer çığlıklarının atıldığı döneme denk geliyor. Sosyal hakların geçmişe oranla çok daha hızlı şekilde gasp edilmeye başlamasının miladı olarak 1990’lar, özellikle Latin Amerika ülkeleri için ekonomik krizlerin ve kaosun hüküm sürdüğü bir dönemdir. Böylesi bir dönemde ABD ambargosuna göğüs germeye çalışan Küba için ayrı bir parantez de açmak gerekiyor. Kapitalist zafer naraları sosyalist yönetimlerin devrilmesi için atılırken Fidel Castro yapılması beklenen değişimler hakkında kürsüden şöyle diyordu: “Halk için, halk tarafından halk hükümeti önceliğinden taviz verilmemesi… Bu, devrimci bir dile şöyle çevrilir: Emekçiler için, emekçiler tarafından, emekçi hükümeti” ve yine başka bir konuşması da şöyle: “Çok yaşa, daha önceden daha fazla, sosyalist devrim!”

Sovyetler’in yıkılmasıyla birlikte dünyanın -bilhassa Küba’nın- girdiği ekonomik kriz içinde, korkunç ambargolar altında Havana, tek kuruş almadan binlerce Çernobil çocuğunu tedavi etmeyi başarır. Tarara Pediatri Hastanesi Müdürü Dr. Julio Medina, tüm bu fedakarlıklar karşılığında aldıkları tek şeyin insanı, çocukları, acıyı çok daha yakından hissetme ‘imkanı’ olduğunu söylüyor, bu nedenle tarihi bir programa tanıklık etme ayrıcalığına sahip olduklarını belirtiyor. Programın zorluklarına da değinmeyi ihmal etmiyor tabii ki. Medina’ya göre ‘sağlık sektöründeki başarıyı ve hizmetleri yok etmek için düşmanları tarafından her türlü saldırının yapıldığı yıllarda Küba halkının rolü oldukça önemli: Medina, ‘ekmeklerini, kendileri için ayrılmış hastane yataklarını, hatta kanlarını bu çocuklar için paylaşmanın hayat boyunca yapılabilecek belki en soylu davranış olduğunu’ belirterek bu başarıda her bir Kübalının rolü olduğunu ifade ediyor.

‘Sosyalizm olmasaydı Küba’da tedavi edilemeyeceklerdi’

Küba’nın sağlık alanında hem kendi halkına hem de yeri geldiğinde dünya halklarına sunduğu hizmetlerin bir devletin yapabileceklerini sonuna kadar zorlaması olduğunu söylemeliyiz. Üstelik Küba’nın ölçeği düşünüldüğünde başardıkları daha da etkileyici oluyor. Fakat bu küçük ada ülkesi dünyaya her koşulda sağlık ve iyi niyet pompalayan bir ‘melek’ değil. Yaptıkları her şeyi büyük zorluklar altında yaptıkları unutulmamalı. Öyle ki bu ülkeye karşı yapılan yarım asrı aşkın profesyonel karalama kampanyaları bile konu sağlık oldu mu etki etmiyor. Yeri geldiğinde sosyalizme yönelik anti-propaganda zincirine hiç çekince duymadan katılan The Guardian, CNN gibi kimi yayın kuruluşlarının dahi Küba’nın yaptığı bu yardımları hâlâ “Devrimci özen: Castro’nun doktorları Çernobil çocuklarına umut veriyor” başlığıyla haberleştirmeleri başka nasıl açıklanabilir?

Ulusal, uluslararası ve tarihsel nedenleriyle -haklı ya da haksız bir şekilde- ele almadan, başarısızlıkları ve felaketleri sosyalizme yıkmaya oldukça meraklıların gezindiği sularda biz de yüzüyoruz maalesef. O halde şu sorulara da yanıt istemeyi unutmayalım: İnsan hayatının devamını cebindeki paraya göre imkanlı ya da imkansız kılan pazarlaştırılmış sağlık sektörünün, her ne koşulda olursa olsun alınır-satılır bir şey olmadığını gösteren bir ülkenin başarısı, kimin/neyin/hangi sistemin başarısıdır? Büyük ölçüde yapayalnız yürümeye mahkum bırakılmış, türlü türlü ekonomik, politik imkansızlıklar içinde bir ülkenin tüm bunları yaratabilmiş olmasını sizce neye bağlayabiliriz? Düşmanlarına dahi şapka çıkartmak önemsiz midir?

Hâlâ sosyalizmi parmakla gösterip facianın yegane sorumlusu olarak göstermeye çalışanlara karşı bu sefer söz hakkını biz Castro’ya bırakalım. 2001 yılında şöyle diyor efsanevi lider: “Sosyalizm olmasaydı, 1986’da meydana gelen Çernobil’deki nükleer kazadan etkilenen 19 bin çocuk ve yetişkinin çoğunluğu özel dönemde Küba’da tedavi edilemeyecekti.”

Kaynaklar ve daha detaylı bilgilerin yer aldığı adresler

1- Chernobil en Nosotros – Daisy Gomez (Television Cubana)

2- http://haber.sol.org.tr/dunya/kubanin-cernobil-cocuklari-icin-yaptiklari-essizdi-236357

http://www.granma.cu/ciencia/2018-04-27/cuba-sola-atendio-mas-ninos-de-chernobil-que-todo-el-mundo-27-04-2018-22-04-53

3- http://haber.sol.org.tr/dunya/sol-fidelin-ulkesini-anlatiyor-kubanin-cernobil-cocuklari-177866

4- https://www.telesurtv.net/news/Cuba-ofrece-tratamiento-medico-a-800-ninos-de-Chernobil–20160426-0022.html

5- http://en.granma.cu/cuba/2016-04-27/cuba-treats-800-children-from-chernobyl

6- http://www.ipsnews.net/2009/05/health-chernobyl-kids-keep-arriving-in-cuba/

7- http://www.sld.cu/sitios/chernobili/temas.php?idv=25813

8- https://www.alexiafoundation.org/stories/chernobyl-childrens-center-tarara-cuba

9- http://www.fidelcastro.cu/es/internacionalismo/atencion-los-ninos-afectados-por-el-accidente-nuclear-en-chernobil