Akıllı ol…- İhsan Hacıbektaşoğlu

“Akıllı ol” dedi yurttaşın biri. Akıllı ol…

Ne derin bir anlam var bu iki sözcüklü uyarıda. Yılların birikmiş öfkesi sığmış bu iki sözcüğe.
Orada bulunanlardan dinledim. S. Soylu’nun yüzü değişmiş. Öfke, şaşkınlık, korku yerleşmiş yüz hatlarına.

Sonra bakmış sağına soluna. Görmüş ki kendisini karşılayanların sayısı az. İmamoğlu için gelenler çok kalabalık. Emrindekilere “alın bunu” dese çarşı karışacak. Yutmuş içindekileri ve çaresiz uzaklaşmış oradan.

Kendi toprağın, arka bahçen, anlayışına koşulsuz destek sunan yerden uyarı almak.

Soylu, içinde bulunduğu siyasi anlayışın kinciliğini tüm hücrelerinde taşıyan bir figür. Ankara’ya döner dönmez işareti verdi. “Akıllı ol” uyarısının hesabı sorulacaktı. Akıllı ol diyenin kimliği belirlenmişti.

Oy anam oy. Şimdi ne senaryolar yazılır kimbilir. İç düşman, dış düşman bağlantıları ve bir dünya içi boş zırvalar doldurur yandaş medyayı.

Oysa uyarıyı yapan kişi ile S. Soylu aynı derenin balığı. İkisi de Solaklı deresinin çocuğu.

Solaklı deresi. Kırk kilometrelik derinliği olan muhteşem bir vadi. Binlerce yıldır gürül gürül akan deresi ile nice güzelliklere yataklık yapmış bir doğa harikası.

En yükseğinde halduzen gölleri, Uzungöl ve nice yan kollarla beslenmiş küçük derecikler. Vadinin batısında dik yamaçları ve derinden akıp gelen suları ile Kayabaşı ve Ogene köyleri.

Ogene köyleri tarihin en büyük tanığıdır. Üç bin yıllık Romeika dilini kullanırlar. Sert doğa koşullarına dirençli ve inatçı kişilikleri vardır. Ulaşılması zor dağların onları koruması gibi onlarda dostlarını öyle korur. Yeter ki dostluğuna ikna olsunlar.

Solaklı vadisi kırk kilometrelik derinliğine nice kültürleri sığdırdı. Ve nice değerler yarattı binlerce yıl boyunca.

Güzel olanı korumaz vahşi kapitalizmin liberal saldırganları. Bu gerçeği en güzel Solaklı vadisi bilir. Son on yılda en rezil saldırıyı yaşadı Solaklı vadisi. Kırk kilometrelik vadiye 36 HES projesi onayı verildi.

Vadinin en tepesindekiler direndi bu saldırıya. Su onlarındı ve suyun beslediği o muhteşem güzellikle bütünleşmişti halkı.

Devlet ise sermayenin devletiydi. Yığdı askerini ve polisini dağların doruklarına. Gaz, jop ve gözaltılar.

Büyü bozuldu, dağların yaşam pınarları kurudu. HES’ler ölüm bilezikleri gibi kesti yaşam pınarlarının soluğunu. Dağlar taşlar, börtü böcek ve en çok da insanlar ağıda kesti bu ölümcül saldırıya karşı.

Polisin askerin ve cümle güvenlik kuvvetlerinin başındaki şahıs vadinin denizle birleştiği yerdendi. Ne ki bilmezdi doğa ile insanın mükemmel bütünlüğünü. Bilmezdi doğa yoksa insanda olamazdı asla. O sadece parayı bilirdi. Çok para, daha çok para, daha daha çok para…

Vadinin tepesinde yaşayan içinse durum farklıydı. O sırtında toprak taşıyarak bahçe yapardı. Su onun için kutsaldı. Su ile terleyen alnını yıkamayı bile kutsallık sayardı.

Ve günler geldi geçti. Acıyı bal eyledi dağın başındaki.

Sonra yaşam bir araya getirdi paraya kul olanla doğaya kul olanı. Ve derin anlamlar taşıyan o sözler döküldü ağzından. “Akıllı ol” dedi.

Zulme uğrayan herkes sahiplendi bu iki sözcüğü. Korku duvarlarını yıktı küçücük bir cümle.

İşte böyledir hayat. Gelir kendi toprağında gömer seni. Kibrin ve saltanatın çöker de biter…

Tek cümlecikle; akıllı ol…