28 sürgün, 2 ihraç: Mahmut Konuk 800 gündür sokakta

KHK ile ihraç edilen sağlık emekçisi, yazar ve aydın Mahmut Konuk 27 Şubat 2017 tarihinde iş yeri önünde başladığı eyleminde 800 günü geride bıraktı.

15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleşen darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL sonrası çok sayıda kişi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile ihraç edildi. Her ne kadar ihraçların Fetullahçı yapılanmaya yönelik olduğu öne sürülse de, binlerce muhalif emekçi de KHK’lar ile işlerinden edildi. Başka işlerde çalışması ve pasaport alması engellenen KHK’lı emekçilerin 31 Mart’ta gerçekleştirilen yerel seçimlerde kullandığı oylar dahi sorgulanır oldu.

Söz konusu KHK’lilerden biri olan sağlık emekçisi, yazar ve aydın Mahmut Konuk 27 Şubat 2017 tarihinde iş yeri önünde başladığı eyleminde 800 günü geride bıraktı. Yaşamı boyunca 28 kez sürgün edilen Konuk, 2. ihracını yaşıyor. Defalarca gözaltına alınan ve şiddete maruz kalan Konuk’a 257 kez de idari para cezası kesildi.

120 haftadır işini geri alma talebiyle sokakta olan Mahmut Konuk’la ihraçları, İstanbul seçimlerini, yaptığı eylemleri, yaşadıklarını ve bundan sonraki süreci konuştuk:

“DAVA’DA YAŞANANLARA BENZİYOR”

“Her koşulda devletten ve sermayeden bağımsız hareket eden bir sendika aktivisti, bir insan hakları savunucusu ve rejimin ‘tabu’ saydığı konularda düşünce ve ifade özgürlüğü alanında mücadele yürüten bir aktivist” olması nedeniyle ihraç edildiğini belirten Konuk, “Yasalara göre ‘suç’ oluşturmayan bu özellikler, bugün devlete egemen olan ‘ittihatçı’ zihniyet için bir değil birçok kez ‘ihraç edilmeyi’ gerektiriyor. Ama KHK’larla ihraç edilen kamu emekçilerinin çoğu gibi benim de somut bir ‘ihraç’ nedenim gösterilmedi.” diyor.

Konuk, ihraç edilenlerin yaşadıklarını Kafka’nın Dava romanındaki Joseph K.’nın durumuna benzetiyor: “Joseph K.’yı alıp götürüyorlar ve ‘Tutuklusunuz’ diyorlar. ‘Neden?’ diyor. ‘Biz bilemeyiz, size gerekli açıklama yapılacaktır.’ diyorlar. Mahkemeye çıkarılan Joseph K.’ya hâkim soruyor: ‘Badanacı mısınız?’ Joseph K. ‘Hayır! Bankacıyım.’ diyor. Orada, arka taraflarda bir tutuklu, ‘Bana da ‘badanacı mısınız’ diye sormuşlardı. Bunlar bir badanacı arıyorlar herhalde.’ diye sesleniyor.”

“SADECE KENDİ DİRENİŞİMLE SONUCA ULAŞMAK OLANAKSIZ”

Muhalif kesimlerin tutuklanması ve ihraç edilmesinin rejimin kurumsallaşması için bir ‘yol temizliği’ olduğunu söyleyen Konuk şunları ekliyor: “Mahmut Konuk bütün bu koşullar içinde bir yağma ve talan düzenini, bir harami saltanatını, tam bir hukuksuzluk rejimini içine sindiremediği, 12 Eylül darbe rejimine karşı yürütülen 30 yıllık sendikal mücadele kazanımlarının bir çırpıda ellerinden alınmasına rıza göstermediği, çocuklarına ve torunlarına böyle bir dünya bırakmak istemediği için sokakta.”

İşini geri alma talebiyle başlattığı eyleminin kararlılıkla devam ettiğini kaydeden Konuk, “Ancak sadece kendi direnişimle bir sonuca ulaşmanın olanaksız olduğu da ortada. Dolayısıyla nerede bir direniş varsa sahiplenmek, direnişleri birleştirmek gereğine inanıyorum.” diyor.

“BÜYÜK BİR TOPLANMA YAPILMALIYDI”

KHK’lar sürecini değerlendiren Konuk, 8 Eylül 2016 tarihinde 11.285 eğitim emekçisinin açığa alınması karşısında sendika yöneticilerinin izlediği tutumun ‘kırılma noktası’ oluşturduğunu dile getiriyor. O tarihte KESK ve Eğitim-Sen yöneticilerine bir an önce açığa alınan emekçilerin Ankara’da toplanması gerektiğini söylediğini kaydeden Konuk, “Bu, Tekel Direnişi’nin on katından fazla bir direnme potansiyeliydi ve hiçbir siyasal iktidar böyle bir direnişin karşısında duramazdı. Bu ufku da, bu cesareti de sendika bürokrasisinden göremedik.” diye ekliyor.

Sendika yöneticilerini aldıkları kararları uygulamamakla eleştiren Konuk, KESK ve SES’in aldığı ‘işyeri önlerinde ve alanlarda direniş’ kararı doğrultusunda başladığını söylediği 27 Şubat 2017 tarihli ilk işyeri önü eylemine az sayıda sendika yöneticisinin destek verdiğini geri kalan destekçilerin ise sivil toplum örgütleri, aydınlar ve sosyalist hareketlerden olduğunu söylüyor.

“257 KEZ İDARİ PARA CEZASI KESİLDİ”

Yaptığı eylemler sırasında birçok kez gözaltına alınan Konuk, gözaltılar sonunda kesilen para cezalarının miktarını bilmediğini belirtiyor: “Tebliğ edilen ceza sayısı 57. Tebliğ edilmeyen 200 civarında ‘idari para cezası’ da polisin elinde ‘bekletiliyor.’ (Her bir ceza geçen yıl 229 Türk Lirası iken bu yıl 330 lira.) Tebliğ edilenlerin hepsine itiraz ettik, hepsi reddedildi. Bunlar için Anayasa Mahkemesi’ne yaptığımız başvurular henüz sonuçlanmadı. Benim evim, arabam, banka hesabımda nakit param olmadığı için haciz işlemi de yapamıyorlar.”

TMŞ: HEDEFİMİZ KONUMUNDAKİ MAHMUT KONUK

Bu süreçte para cezalarından ve gözaltına alınmaktan daha önemli bir durumla karşılaştığını söyleyen Konuk, gösterici olarak ya da çekim yapmak için katıldığı eylemlerde polis tarafından özel olarak hedef alındığını belirtiyor: “Eylemin uzak bir köşesinde de olsam, bir kafenin ya da binanın girişinde, bir köşesinde görüntü de alıyor olsam beni özel olarak alıyor ve alırken mesela kafama, iç organlarıma (karaciğer, dalak, böbrek vb.) zarar verecek ‘özel’ darbeler vuruyorlardı. Adeta ‘kim vurduya getirmek’ istiyorlardı. Milletvekillerinin topluca katıldığı eylemlerde bile bana özel barikat kuruyorlardı. Hatta birinde bir milletvekili dostum, ‘Mahmut Abi herkesin geçmesine izin veriyorlar ama senin hakkında çok katılar.’ demişti. Daha sonra ‘tesadüf’ eseri elime bir ‘belge’ geçti. ‘Araştırma Raporu’ başlığı altındaki belgede, ‘Hedefimiz konumundaki Mahmut Konuk’ ibaresi geçiyordu. Belgenin altında Ankara Emniyet Müdürlüğü’nden iki tane Terörle Mücadele Şube Müdürü’nün imzası ve sicil numaraları vardı.”

Belgenin ortaya çıkması üzerine SES, KESK ve İHD genel başkanlarının ve iki HDP milletvekilinin katılımıyla bir basın toplantısı düzenlediğini, HDP Adıyaman Milletvekili Dr. Behçet Yıldırım’ın mecliste konu ile ilgili soru önergesi verdiğini ve SES ile İHD genel merkezlerinin suç duyurusunda bulunduğunu ifade eden Konuk şunları söylüyor: “Ben Artı TV’de çıktığım bir programda bu ‘rapor’u gösterdim, iki Terörle Mücadele Şube Müdürü’nün sicil numaralarını ikişer kez okudum ve ‘Dünyanın neresinde başıma bir iş gelirse, kafama saksı düşse, yolda giderken ayağım takılsa bu kişiler ve sıralı amirleri sorumludur.’ dedim. Tabii kimse bu ‘şube müdürleri’ hakkında bir soruşturma-kovuşturma açmadı. Ancak bu aşamadan sonra ‘özel hedef’ olmaktan -en azından göz önünde- kurtuldum. Artık (yine de bazı ‘çıkıntılar’ çıksa da) özel darbelere, ‘kim vurduya’ getirecek saldırılara uğramıyorum.”

Hakkında açılan davalarda hiçbir gelişme olmadığını söyleyen Konuk, “Bütün hukuk yolları kapalı, AİHM bile. Her şey komisyona havale! Ve komisyon da ısrarla bizim hakkımızda olumlu ya da olumsuz bir karar vermiyor.” diyor.

KENDİSİNİN ANLATIMIYLA MAHMUT KONUK KİMDİR?

1957 yılında Siirt’in Kurtalan ilçesinde Kürt bir anneden doğmuş, Müslümanlaştırılmış-Kürtleştirilmiş bir babadan olma, yani “ezilen” tarafı “Kürt”, ezilenin ezileni tarafı ‘Ermeni’ bir emekçiyim. İlk ve ortaokulu Kurtalan’da, Sağlık Koleji’ni Van’da okudum.

1975 yılının 13 Ağustosu’nda Hakkâri’nin Çukurca (Çelê) İlçesinde Sağlık Memuru olarak başlayan çalışma hayatım boyunca saydığım kadarıyla 28 sürgün, 2 kez de ‘ihraç’ yaşadım. İlk sürgünümü Hakkâri’nin Çukurca (Çelê) ilçesinden Bağışlı (Şivelan) nahiyesine yaşadım. 12 Eylül darbe sürecinde 33 gün gözaltı yaşadım ve daha sonra çalıştığım Siirt’in Sason ilçesinden Siirt-Eruh-Fındık (Findik a Bota) bucağına sürgün yaşadım (Sürgünün sürgünü!).

1984 yılında Gazi Üniversitesi Basın Yayın Yüksek Okulu Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. 1989’da Teknik Sağlık Mensupları Derneği içinde o zamanlar başlayan Kamu Emekçileri Sendikalaşma Hareketi içinde yer aldım. 1991’de kurulan Tüm Sağlık-Sen’in 289 kurucu üyesinden biriydim.

İşyeri Temsilcisi, Şube Sekreteri, Şube Başkanı ve iki dönem Merkez Yönetim Kurulu Üyeliği yaptığım Tüm Sağlık-Sen’de MYK Üyesi iken 25-26 Aralık 1993’te İstanbul’da toplanan, açılışını Yaşar Kemal’in yaptığı ‘Demokrasi Kurultayı’nda; ‘Ulusal Sorun, Ulusların Kendi Kaderini Tayin Hakkı, Ezen Ulus-Ezilen Ulus Milliyetçiliği, İdeoloji Olarak Milliyetçilik-Siyasal Talep Olarak Milliyetçilik, Emperyalizm Çağında Savaş ve Savaşa Karşı Tutum, Haklı-Haksız Savaşlar’ vb. başlıkları altında yaptığım konuşma ile o konseptte, ‘memleketi böldüğüm’ iddiasıyla yargılandım, bir yıl hapis, 100 milyon TL para cezası ile yargılandım. 21 Ekim 1997-21 Temmuz 1998 tarihleri arasında Ulucanlar Hapishanesi’nde yatarak cezamı çektim.

1996’da dört sendikayı birleştirerek kurduğumuz SES’in ‘Kurucu Genel Eğitim Sekreteri’ idim.

1991’den beri İHD üyesi ve aktivistiyim. İki dönem İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu Üyeliği yaptım.19 Ocak 2007’de taammüden işlenen bir devlet cinayetiyle katledilen Hrant Dink’in ardından ‘onun bıraktığı yerden’ devam edeceğimi söyleyerek ‘ezilenin ezileni’ kimliğime daha fazla vurgu yaparak rejimin ‘tabu’ saydığı konularda ‘düşünce ve ifade özgürlüğü’ alanında yapılan çalışmaların içinde aktif olarak yer aldım. Teorinin ışığında yürüyen, yürüdüğü yolun teorisini kurmada çaba harcayan, düşünen-eyleyen; ‘praksis’ yapmaya çalışan bir emekçiyim.

Ahmet Tirej KAYA

Artı Gerçek